Anasayfa Karar Bülteni DANIŞTAY | 8. Daire | 2016/12908 E. | 2020/6159 K.

Karar Bülteni

DANIŞTAY 8. Daire 2016/12908 E. 2020/6159 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Danıştay 8. Daire
Esas No 2016/12908
Karar No 2020/6159
Karar Tarihi 30.12.2020
Dava Türü İptal
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Danıştay Karar Arama
  • Dekanların soruşturulması üç kişilik kurulca yapılır.
  • Rektör tek başına ceza soruşturmasını kapatamaz.
  • Men-i muhakeme kararları kendiliğinden Danıştay'a gider.
  • Usule aykırı soruşturma işlemleri yetki yönünden sakattır.

Bu karar, yükseköğretim kurumlarında görev yapan yöneticiler ve öğretim elemanları hakkında yürütülecek ceza soruşturmalarında usul kurallarının ve yetki unsurlarının ne denli kritik olduğunu hukuken çarpıcı bir biçimde ortaya koymaktadır. 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu, öğretim elemanlarının temel haklarını ve akademik güvencesini sağlamak adına sıradan memur soruşturmalarından farklı, özel bir soruşturma ve yargılama usulü öngörmüştür. Karar, kanunla açıkça yetkilendirilmiş kurullar tarafından yasanın emrettiği "lüzum-u muhakeme" veya "men-i muhakeme" kararı alınmadan, salt rektör onayı veya idari bir kararla ceza soruşturmasının keyfi olarak sonuçlandırılamayacağını net bir şekilde teyit etmektedir.

Benzer davalarda bu kararın emsal etkisi, idarelerin mevzuatta belirtilen kurulların yetkilerini gasp edemeyeceği ve kamu görevlilerinin usul güvencelerini ihlal edemeyeceği yönündedir. Uygulamadaki önemi ise özellikle üniversitelerde sıkça karşılaşılan mobbing, ayrımcılık ve görevi kötüye kullanma iddialarında, idarenin tek taraflı tasarruflarla dosyaları kapatmasının önüne geçmesidir. Şikayet edilen kişi bir fakülte dekanı olduğunda, kanunun amir hükmü gereği oluşturulacak yetkili üç kişilik kurulun karar vermesi ve men-i muhakeme kararının Danıştay denetiminden geçmesi yasal bir zorunluluktur. Bu içtihat, idari işlemlerde yetki unsurunun kamu düzenine ilişkin olduğunu ve kanunla verilmiş bir yetkinin devredilemeyeceğini veya başka bir makam tarafından kullanılamayacağını yükseköğretim camiasına ve hukuk pratiğine kesin bir dille hatırlatmaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Bir üniversitenin ilahiyat fakültesinde profesör ünvanıyla görev yapan davacı, fakülte dekanının kendisine yönelik üç yıl boyunca aralıksız ve sistematik olarak mobbing ve ayrımcılık uyguladığını ileri sürmüştür. Davacı, bu idarecinin kendisine karşı önyargılı davrandığını, bölüm başkanlığına atanmasını engellediğini ve haksız yere uyarı cezaları vererek profesörlük kadrosunu iptal ettirdiğini iddia etmiştir. Bu iddialara dayanarak dekan hakkında ceza soruşturması açılması talebiyle cumhuriyet başsavcılığına şikayette bulunmuştur. Başsavcılığın yasa gereği görevsizlik kararı vererek dosyayı üniversiteye intikal ettirmesi üzerine rektörlük makamı, başka bir fakülte dekanını inceleme yapmak üzere görevlendirmiştir. Hazırlanan rapor doğrultusunda şikayet edilen dekan hakkında ceza soruşturması başlatılmasına gerek olmadığına karar verilmiştir. Davacı profesör, mobbing şikayetinin usulüne uygun incelenmediği ve dosyanın haksız yere kapatıldığı gerekçesiyle rektörlüğün bu işleminin iptal edilmesi talebiyle idari yargıda işbu davayı açmıştır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Danıştay 8. Dairesi, uyuşmazlığı karara bağlarken temel hukuki dayanak olarak 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu m.53/c hükmünü esas almıştır. Söz konusu kanun maddesi, yükseköğretim üst kuruluşları ile üniversitelerde görevli yöneticiler, kadrolu ve sözleşmeli öğretim elemanları ve memurların görevleri dolayısıyla veya görevlerini yaptıkları sırada işledikleri ileri sürülen suçlar hakkında uygulanacak özel ceza soruşturması usulünü son derece detaylı bir şekilde düzenlemektedir.

İlgili kanun hükmüne göre, fakülte dekanları ve dekan yardımcıları hakkında yapılacak son soruşturmanın açılıp açılmamasına karar verme yetkisi, rektörün başkanlığında rektörce görevlendirilen rektör yardımcılarından oluşacak üç kişilik bir kurula verilmiştir. Disiplin amirince veya görevlendirilecek uygun sayıdaki soruşturmacılar tarafından yapılan ilk soruşturma neticesinde, yetkili üç kişilik komisyonun dosyayı inceleyerek kişi hakkında "lüzum-u muhakeme" (yargılanmasının gerekli olduğu) ya da "men-i muhakeme" (yargılanmasına gerek olmadığı) yönünde hukuken bağlayıcı bir karar tesis etmesi kanuni bir zorunluluktur.

Yerleşik idare hukuku doktrini ve içtihat prensipleri gereğince, kanunla açıkça belirli bir kurula verilmiş olan yetkinin bir başka makam veya tek başına bir idari amir (örneğin doğrudan rektör) tarafından kullanılması kesinlikle mümkün değildir. Yetki kuralları her zaman kamu düzenindendir ve idare hukukundaki yetki gaspı veya yetki tecavüzü halleri, idari işlemleri yetki unsuru yönünden doğrudan sakatlamaktadır.

Ayrıca, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu m.53/c düzenlemesi uyarınca, üç kişilik yetkili kurul tarafından verilecek lüzum-u muhakeme kararına ilgililerin doğrudan itiraz hakkı bulunurken, kurullarca verilen men-i muhakeme kararları kanun gereği kendiliğinden Danıştay'ın ilgili dairesi tarafından incelenmek ve onanmak zorundadır. Bu denetim mekanizması, idarenin keyfi kararlarını önleyen vazgeçilmez bir hukuki güvencedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Danıştay 8. Dairesi tarafından dosyadaki tüm bilgi ve belgeler üzerinden yapılan hukuki inceleme neticesinde, davacı profesörün dekan hakkındaki mobbing, ayrımcılık ve görevi kötüye kullanma iddialarına yönelik yürütülen idari sürecin kanuna aykırı işletildiği açıkça tespit edilmiştir. Somut olayda, davacının şikayeti üzerine cumhuriyet başsavcılığının kanun gereği görevsizlik kararı vererek dosyayı yetkili üniversiteye ilettiği, rektörlük makamının ise Fen-Edebiyat Fakültesi Dekanını iddiaları incelemek üzere görevlendirdiği görülmüştür.

İncelemeci dekan tarafından hazırlanan ve iddiaların somut delillere dayanmadığını savunan rapor neticesinde, rektörlük makamınca doğrudan "ceza soruşturması başlatılmasına gerek olmadığına" karar verilerek dosya kapatılmıştır. Ancak Danıştay, fakülte dekanları hakkında yapılacak soruşturmalarda yasanın emredici hükmünü devreye sokarak bu kararın usule aykırı olduğunu belirtmiştir. Şikayet edilen kişi bir fakülte dekanı olduğundan, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu m.53/c gereğince rektörün başkanlığında, rektör yardımcılarından oluşan üç kişilik yetkili bir kurulun toplanması ve bu kurul kararıyla nihai bir sonuca varılması gerekmektedir.

Somut olayda kanunun aradığı bu üç kişilik kurul hiçbir şekilde oluşturulmamış, yetkili kurul tarafından verilmesi gereken lüzum-u muhakeme veya men-i muhakeme şeklinde usulüne uygun bağlayıcı bir karar alınmamıştır. Bunun yerine, sadece inceleme raporuna dayanılarak yetkisiz bir şekilde rektör işlemiyle soruşturma süreci hukuka aykırı olarak sonlandırılmıştır. Danıştay, mevzuatta açıkça düzenlenen usullere riayet edilmeksizin ve kanunen yetkili kurulca karar alınmaksızın doğrudan rektör tarafından tesis edilen bu işlemi yetki unsuru yönünden açıkça hukuka aykırı bulmuştur.

İlk derece İdare Mahkemesinin, usul ve yetki yönünden bariz bir şekilde sakat olan bu idari işlemin doğrudan esasına girerek şikayetin haksız olduğu yönünde değerlendirme yapması ve davayı reddetmesi hukuka ve temel usul kurallarına uygun görülmemiştir. İdarenin tesis ettiği her türlü işlemde yetki kurallarına sıkı sıkıya bağlı kalması anayasal bir zorunluluktur.

Sonuç olarak Danıştay 8. Dairesi, yetkili kurul kararı alınmaksızın tesis edilen işlemde yetki yönünden hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle İdare Mahkemesi ret kararını bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: